potansiyel anne olarak doğmuyor muyuz sanki?doğar doğmaz elimize bebekler veriliyor.tencere ve tava setleriyle "MİSAFİRCİLİK" oynuyoruz. sonra büyüyoruz.toplumun ve aile yapısının getirdiği ve giydirdiği kadın kıyafetini geçiriyorlar üstümüze.anne tüm yemekleri yapıyor, anne tüm kıyafetleri yıkıyor,ütülüyor.tüm evi anne çeviriyor.sonra bebeği oluyor annenin.yine anne bakıyor bebeğe.anne ilgileniyor.peki anne bu durumda ne kadar kendi olabiliyor?ne anlıyor hayattan?bebeğini ne kadar sevebiliyor?biliyor mu ki kendini,tanıyor mu ki?bebeğinin sadece bebeği değil aslında büyüdüğünde kendinden farklı bir birey olacağının ne kadar farkında oluyor?farkında olmayan annene de kızına kalıplar dikiyor toplumun belirlediği.ancak getirilen şartlandırılmalardan kurtulmuş anneyse bebeğine bambaşka bir gözle bakıyor.onu nasıl sevmesi gerektiğini biliyor çünkü.nasıl anne olması gerektiğini de.
(eksik kaldı sanki yazı.sonunu niyeyse getiremedim.tamamlarsanız sevinirim)
Bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum;
Kutsal Anne Tapınağı
Efendim, annelik kadınlara güzel duygular olduğu kadar çelişkiler de yaşatır.
Çocuğa duyulan büyük sevginin yanında,sorumlulukların ağırlığı , yılgınlık ve sürekli koşturmanın tükenmişliği ile başbaşa kalırsınız.
Uykusuz kadın sinirli olacaktır.Doğumdan sonra bedeni eski şeklinde değildir,hormonlar iniş ve çıkışları ile duygu gel-gitlerini beraberinde getirir. Hele bir de çalışıyorsa stres topu olarak evde kimsenin anlam veremedği hareketler de bulunabilir.Belki de çocuk için işinden ayrılmıştır, bu da olabilir. Çocuk sahibi olmak kadın çalışsa da çalışmasa da hayatına çok büyük değişiklikler getirecektir.
Erkek için durum aynı olmaz. Bebeğin bakımından ilk sorumlu olan her zaman kadın olacak,erkek canı isterse yardım eden rolünü üstlenecektir.Baba, genel olarak kadının hissettiği engellenmişlikleri hissetmez. Sırf cinsiyetleri sebebiyle çocuğu olduktan aktif yaşamından kopan erkek yoktur mesela.Şanslı insanlar!
Kadın ise annelikle birlikte gelen engellenmişlik duygusu ile kızgın olabilir. Oysa bize öğretilen "ideal anne"nin asla kızmayan, şefkatli olan,insan üstü bir kadın olduğudur.Hep gülümser masallardaki resimlerde.Oysa bu koca bir yalandır.Hayatındaki bazı ya da çoğu şeyden mahrum kalmış insan kızgın olacaktır, normali budur.Hele ki bu mahrumiyeti başka bir insanın sorumluluğu sebebiyle yaşıyorsa kızgınlığı koca bir karmaşayı da beraberinde getirecektir.Kesinlikle normaldir.
Tüm yükü taşıyan kadının yaşacağı şey, yorgunluk,yılgınlık,tükenmişlik duyguları ve bunun doğal sonucu olarak kızgınlık olacaktır.
9 ay 10 gün anneliğin en güzel kısmıdır.Bebeğin doğumu, kadın için çok keskin bir dönemeçtir.Bunu bilesiniz!
Annelik ulvi bir şey ve tek sevinç kaynağı olarak romantize edilmiş olsa da sadece bunlardan ibaret değildir. Zordur bir kere! Aşkın meyvesi diğer meyveler gibi değildir çünkü,soydun mu yenmez.
Leyle Navaro bir kitabında der ki;
"Anne olmak bir başarı ve yaptırım değil, bir ilişkidir."
Bazılarının dediği gibi "en az 3 kere doğurun" lafına inanırsanız o keskin dönemeçlerden sonra takla atacağınıza emin olabilirsiniz.
http://www.cadi.com.tr/index.php?id=kategori_detay&yazi_id=1087