“Annesine Benzeyen Kadınlar”
I.Bölüm
Toplumsal yapıların geçmişine bakıp güncel analitik düşündüğümüzde aslında kadınlardan ziyade "İğdiş Edilmiş Erkekler" ile "Annesine Benzeyen Kadınlar" görmüş olmak hem üzücü hem de şaşırtıcı olmaktan uzak.
ilk olarak iğdiş edilmiş erkekler bunun gerçekliğini kendilerine bile itiraf edemezler.Ondan dolayı ilkel toplum sonrası şiddet-baskı ve eğilimleri sadece eril endeksli olarak gelişir ve derinleşir.Toplayıcılık ve Avcılıkla geçirdiği dönem ile erkek tüm iktidarını "Kadın'a" kaptırınca,zaten güdük ve ucube düşünce yapısı bir de köleleştikten sonra tüm erkini evindeki ya da çevresindeki kadınlara hükmedebilme duyargaları şekline büründü.
Bunun için yüzlerce örnek vermek mümkün,eril düşünenler başarılı olduğunu savının yılmaz savunucuları olarak ortalıkta gezinse de,ilkel toplumdan itibaren köleliği katmer katmer artmış,bunun dışa yansımasını genlerinden aldığı özellikler ile fiziksel olarak kendinden güçsüz olan varlığa yansıtmakta çok ta gecikmemiştir.
Dışarıda her türlü baskı ve hakareti fiziksel görüntüsü altında kabul etse bile evde bunu yaşayan sanki kendisi değil gibi kadın'a yansıtıp onu ezemeye çabalamakta hiç gecikmemişti.Asıl iğdiş edilen kendisi ve cinsi olmasına rağmen bu gerçeği kendi aynaları ile yüzleşmeden yaşayarak kendisini güncelleyebilmiştir.
Her siyasal dönem ve yapılanmada çeşitli biçimlere bürünse de Erkek,köleliğini ve iğdiş edilmişliğini kendisine bile itiraf edemeden sorunlarından kaçarak kurtulabileceği düşüncesine sürekli olarak hakim olmuştur.Belki bundan dolayı yüzyıllardır kendisini aşma çabası içersindedir.
Bilim ve teknolojinin imkanları ile çağdaş dünya düşüncesi ile bütünleşebilen, ve en önemlisi bu sentezi içselleşerek yaşayan erkeklerin bu sorunu aşıp Kadın-Erkek-Toplum-Sorumluluk denklemini son derece başarı ile uygulayabilir.Özellikle yaşadığımız günlerde zihinsel devrim yaratıp farklı bir görüntü çizerek yaşayabilen erkekler bu kategoride adlandırılabilir yada yer alabilirler.
Bunun açıklamasını ve artıları ile eksilerini daha uzun uzun anlatabilir,karşı tezler konusunda tartışabiliriz,ancak ne olursa olsun erkeği belirleyen toplumsal yapıdaki Kadın olduğu asla unutulmamalıdır.Veciz sözleri bile aklımıza getirdiğimizde bunun böyle olduğu konusunda açık yaşanmışlıklar red edilemez.
Erkek sadece örnek aldığı eril toplum ile yetişip büyümedi şüphesiz toplum ve yöneten erki de örnek aldı o yüzden şiddet başta olmak üzere her türlü tortuyu kendisi ile birlikte günümüze getirdi.Tam bu noktada kaba duygularını dışa vuruşlarda toplumsal klişeleri bazen kendisine kalkan olarak kurdu,ağlamaktan duyduğu utanç ile gözyaşlarını içine dökerek ruhsal ve travma tik ciddi genetik evrimi de beraberinde yaşadı.
"Baba" diye adlandırılabilecek her türlü sisteme özenerek yetişen,gelişen erkek,sorunlu evrimini tamamlarken,yukarda bahsettiğim sınırları aşmış erkekler bunların dışında kalabilmeyi,toplumsal lanetlenmeyi göze alarak başarabilmiştir.Ancak aynı noktada Kadınlar ve geçirdiği aşamaları irdelemek gerekir.
Aynı dönem içersinde kadın elindeki erk’i ilkel toplum sonrasında kaybettikten sonra bir daha geri kazanma şansına sahip olamamıştır.Bunu belki de ilkel toplumdan itibaren Kadın'a sürekli "Kadın Olmak" öğretisi ile boğuşmasında aramak gerekir.Erkek kendisine köle yaratmak için bunu desteklerken,belki de cinsine en büyük ihaneti başka bir kadın tarafından yaşayan "Kadın" yaşamıştır.
Annesi tarafından "Kadınlık" öğretilen ve bu çemberin dışına çıkması kesinlikle yasaklanan bir cinsten bahsediyoruz.Her dönem ve süreç yaşandığında,çekirdek mekanizmada bunun dışında bir gerçeklik,nüans farklılığı görünse de değişmeden günümüze kadar gelmiştir.
Kadın önce büyük reddi annesi ile yaşamadığı için günlük yaşamda da toplumda da klasik ve kendisine biçilen misyonun dışına çıkamamaktadır,çıkıldığı durumda tanımlamalara maruz kalmış ancak bunlara karşı göğüs germe cesareti,iğdiş edilmiş erkek ve kendisi gibi köleleşsin duygusu ile başındaki bir başka kadın tarafından cesareti sürekli kırılmıştır.
Toplumsal yapılanmalar geliştikçe ve çeşitlilikler kazandıkça Kadın ve sorunsalına bakış açısı ve değişim yaşanmamasının temel nedenlerinden biri de “Annesine Benzeyen Kadınlar” klişesinin dışına çıkılmak istenememesidir.
Güncelleyecek olursak eğer basit anlamda;Toplumun statükocu-biçimsel yaklaşımını kırma iradesi gösterme çabasında olan “Kadın”,ya da daha doğru tanımla Annesine Benzemek İstemeyen Kadın,kişilik yapılanması sağlam ve oturmuş temellerde olunca bilinçaltında reddi daha kolay yaşayıp aykırı olabilmiştir.
Bu durum yaşandığında ise toplumdaki egemen anlayış ya da eril-erkek bakış açısından eleştiri yada iltifat alması gerekirken bunun zıddını kendi cinsinden görme tehlikesini yaşar,bu denklemi olumlu ve olumsuz yönde ifade edebiliriz.
Kadın sistem ve yapılanmaları kendi aynalarını karşısına koyup birer birer kırdığı zaman Annesine benzemek yerine onun olumlu yönlerini alan toplumu yönlendiren ve erkekten daha güçlü varlık haline gelebiliyor,bunun tersi durumlarda ise kabullenmese bile bilinçaltında içselleştirdiği ve toplumun kendisine biçtiği misyona dönemsel tepkiler gösteren,küçük dünyalar kurup burada kendisi gibi kırık kişilikler ile kendi gerçeğinden uzak sahte bir mutluluk paranoyasına bürünebilir.
Bu durumun en ciddi tehlikesi ise toplumsal yenilgiyi yaşayıp ciddi travmalar sonucu fiziksel ve ruhsal yok oluşu getirebilmesidir.Tam bu noktada şöyle birkaç soru sormak ne kadar doğru olabilir?
Kadın olarak Tanrısal bir yaratım ve idare gücüne rağmen misyonun çok altında basit zafer ve başarılar ile yetinmiyor muyuz?İnsani ilişkiler ve tanımlamalarda ruhsal durum ve duruşumuz ile erken davranıp Arkadaş-Dost-Sırdaş denklemini yanlış kurup kırıklıklar yaşamıyor muyuz? Basit mutluluk ile yetinip kendi gerçeğimiz ve korkularımız parçalayabiliyor muyuz?Belki de en önemlisi,kim ne derse desin “Annesine Benzeyen Kadınlar” olmaktan kurtulabiliyor muyuz?
Uğur BALIK